noose

Her geçen gün daha geniş bir açıyla gördüğü dünyayı aynı zamanda daha fazla pas ve çürük renklerine bulanmış görüyordu. Ve her gün bu "bitmek üzere" hissi daha da kuvvetleniyordu.

Kelebek'in ilki 10 yaşında olmak üzere birkaç intihar deneyimi olmuştu. Kendini uzunca bir kumaş parçasıyla boğmaya kalkışmış,  bağladığı düğümü açmak için çırpınmış, gözlerinden yaşlar boşalmış, çok korkmuş, nihayet düğümü çözdüğünde ise kimseye birşey söylemeden, suçlu suçlu gidip yatağına yatmıştı. Daha sonraki yıllarda birkaç kez ecza dolabındaki bir yığın ilaçtan onlarcasıyla- her defasında dozu artırarak- kendine kokteyller hazırlayıp yutmuş, yatağına yatmış, sabah da sapasağlam kalkmıştı. Son olarak bileklerini kesmeye kalkışmıştı. Ancak sarhoş olduğundan becerememiş kollarını çizik içinde bırakmıştı.  Yakınları onun bu intiharcıllığını şaka yollu anlatışından bilirlerdi. Kuzeni henüz 16 yaşındayken ona Niçin İntihar? adında bir kitap bile hediye etmişti. Kelebek bunu hiç okumadı. Belki de intiharcıl karanlığın içinden çıkmasını hiç istemediğinden. Belki de bu karanlıktı geceleri annesi dönüp bakmazken  onu emziren.

Aylar önce başlayan bu tuhaflığı da yine bu karanlıktandı. Sırtı ürperiyor, bazen bir huşuyla bazen de korkuyla kaplanan zihni olan bitene anlam vermeye çalışıyordu. Bu duruma mistik anlamlar yüklemeyecek kadar geçmişti o mistik yollardan. Mistik yollar semptom tedavi eden ilaçlar gibiydi. Asla gerçek kendinin çürümüşlüğünü iyileştiremezdi. Bu "tuhaflık"ta da mistik hiç birşey yoktu. Sadece Kelebek'in kendisi kendisine aval aval bakmakta, gördüğü şeyi bazen beğenmekte bazen de ondan ürkmekteydi. Hepsi buydu işte. Ve bu vizyon çok sıklaşmıştı. "Fabrika ayarlarında" zaten depresif bir yapısı olan, bu yüzden günlük akışa kendini zar zor bırakabilen Kelebek, bu durduk yere karşısına çıkan tuhaflık yüzünden iyice içine kapanmıştı. Yalnız kalmak istiyor, yalnız kalınca da kah ağlıyor kah gülüyordu.

Kimselere anlatamıyordu bu halini. Zaten anlatsa da kim inanırdı ki? 30 yıllık ömrünün büyük kısmını takdığı maskesini tasarlamak, dikmek, dikişlerini sağlamlaştırmak, onarmak sonra yeniden tasarlamak, değiştirmek, dikmek ve sağlamlaştırmakla uğraşmış; maske o kadar güçlü, etkileyici ve sağlam olmuştu ki görenler Kelebek'i tek kelimeyle "hayat dolu" olarak tanımlayabilirdi. Kolaydı işte hayat; iyi maskeler takar, "iyi bilinir"diniz.

Gün geçtikçe Kelebek'in bu tuhaflığı "bitmek üzere" hissine dönüştü. "2012'de dünyanın sonu gelecek" diye dürtmüştü içinden bir ses, sandal ağacı ve paçuli karışımı bir tütsü kokusu gibi içinden yükselerek, "mutlaka onu hissediyorsundur". Mistisizm'in vantuzlu kollarına  bir kez düştünüzmü kolay kurtalamazdınız işte böyle. Geçiştirdi bu sesi Kelebek. Aslında ne olduğunu anlamak için iyice dikkatli baktı. Saltık bir "bitmek üzere" hissiydi işte, başka hiç bir şey değildi.

O zaman anladı Kelebek ne yapması gerektiğini. Bir kağıt kalem alıp başladı yazmaya. Aşağıdakileri karaladı çabucak:


Bir çiftçinin uzaklardaki bir köyde ya da bir mahkumun bir metrekarelik hücresinde zahmetsizce yapabileceği, belki de intiharların en ilkeli ama en şiirseliydi kendini asmak. Bir parça ip, herkesten çok cesaret, hepsi bu.

Nasıl bir ip, nasıl düğüm atılır diye düşündü. İnternette buldu cevapları. Birkaç metrelik kalın bir ipe düğüm atılır. Aşağıdaki gibi:

Ardından düğümün açık ucu tavandaki ya da başka bir yükseklikteki sağlam bir kancaya sıkıca düğümlenir. Bir sandalye ile ipin sonlandığı yüksekliğe erişilir. Düğüm sol kulağın arkasına gelecek şekilde ip boyuna geçirilir. Sandalye bir tekmede devrilir.

Kelebek bütün bunları yapmadı elbette. Bir kenara yazıp, beklemeye karar verdi. Belki biraz temiz hava almalıydı belki de sadece karnı açtı. Belki de bu "bitmez üzere" safsatasının kendisiydi bitmek üzere olan. Belki de o  yuvalanmış karanlık, içinden başka bir yere taşınmaya karar vermişti...

"Hayır" dedi, "lütfen beni bırakma!"





Not: Yukarıda verilen intihara ilişkin bilgilerden bu hikayenin yazarı sorumluluk kabul etmez. Nitekim bu bilgilere internetteki saygın kabul edilen pek çok siteden ulaşılabilir. Örneğin tıklayınız 

9 Comments:

  1. Özgür Ceren Can said...
    Karısı tarafından ihanete uğrayan bir adam kendini asmış. Karadenizli babamın konuyla ilgili ani yorumu şu oldu:"E salak! Ne asarsun kenduni as kariyi!"
    Hich said...
    :D ahahahahaahahha bayılırım karadeniz mantığına!
    Profösör said...
    İntiharla işimiz olmaz bizim...
    Hich said...
    bizim de yok şimdilik... ;)
    Profösör said...
    Bu arada "Değerler Eğitimi" hakkındaki görüşlerinizi sayfamda paylaşmanızdan memnuniyet duyacağız.
    taar said...
    ya yaşamanın yolları? 7madde bekliyorum (ayrı bir başlıkta :)
    Hich said...
    :D o konuda hiç doğru bi referans olmam Taar. Hele 7 madde hiç çıkmaz. hadi 1, nefes al, 2, beslen desem... yok olmıycak... :)
    varol döken said...
    dönüp baktı oğlan... ''anladık dedi, o kadarını biz de ölüyoruz...''
    Hich said...
    kız gülmekten bayılacaktı, "hey" dedi oğlana, "dişinde bişey var".:P

Post a Comment




 

Blogger Template | Created by Adam Every