antibacterial


El Empleo / The Employment from opusBou on Vimeo.


Herkes birilerinin çalışanıysa piramidin üstünde kim var?

Hergün bu simulatif yaşantı bataklığında hem köleyi hem efendiyi oynamaktan, sanki çok matah bir oyunmuş gibi bu saçma rolleri üstlenip poz yapmaktan ölesiye sıkıldım. Gerçek bir toplumsal devrim için; içinde "pazar", "tüketici" "çalışan" ya da "yönetici" sözcüklerine yer olmayan bir sisteme geçmek, bu iğrenç projeksiyondan kurtulmak için ölmeye hazırım. Ruhum ancak bu pislik çarkına çomak sokarsa huzura erecek.

Kurtuluşun her koyunun kendi bacağından asılışıyla mümkün olacağına inanan mistik yaklaşımın bile bu sisteme hizmet ettiğine inanmak üzereyim. Yani dini, inancı ya da ilkeleri bütün insanların bile bu çarkı yağlayanlar olduklarına.

Sistemin karşıtı elbette sistemin parçasıdır. Maddenin karşıtı antimaddedir. Tanrı aksini yarattı ki kendini görsün....

Bu dualiteden ölesiye sıkıldım. Nötr denen yerde bekleşmekten yani aslında bir üçgenin içinde dönmekten de.

Dördüncü birşey lazım. Yeni bir fizik kanunu, yeni bir insan türü, bambaşka bir algı; yeni bir renk frekansı ya da canlılığın "- 0 + " sarkacından çıkmış yeni bir formu gibi. Ruhum artık bu plana dahil olmak istemiyor. Gittikçe tek bir devlete dönüşen, köleleşmiş, algısı, psikolojisi bozuk dünya toplumunda var olmaktan utanıyor. Ruhumun aklımla anlaşabildiği zamanlar geride kaldı. Şimdi aklıma yalvarıyor; birşeyler yap ve beni buradan kurtar.

Öğrendiklerimi süzdükten ve uzun uzun düşündükten sonra anlıyorum ki, bizler şu koca evrende birbirine bağlı "şey"leriz. Görüyorum ki karşıt durdukça zıttımı güçlendiriyorum. Görüyorum ki nefes alış-verişim, o koca kibriyle tanrıyı var ediyor. Görüyorum ki isyan ettikçe topluma hakim olmak isteyenleri uyarıp tedbirler aldırıyorum. Ben daha sesimi komşuma duyuramadan o beni duyuyor ve güçleniyor.

Öyle birşeyin içinde öyle şeyleriz ki biraz gözümüzü labirentten yukarılara kaldırdığımızda bize tasarlanan bu deneysel rollerden kaçamayacağımızı görüyor ama yine de o peynirin peşinden dar koridorlarda kafayı -gözü çarpa çarpa, çaresiz koşturmamızdan ve sonra da sanki yaptığımızın "aramızda" bir anlamı ya da farkı olabilirmiş gibi "günaydın sarışın, bugün nasılsın?" ya da " akşama biz de toplanıp şu meseleyi konuşalım" diyebiliyoruz.

Yapışkan, ağdamsı, uzayan ve kötü kokan bağlarla birbirimize bağlanıyor, birbirimizin gözünü boyuyor, sesini boğuyor, normalleştiriyoruz. "Tek devlet, tek yönetim" diye sözümona ince hesaplar yapanlar bile bir başka gözboyacısının kapısında paspas olmaktan ileri gidemiyor. Bir lamın üzerinde yaşayan bakteriler gibi vıcık vıcığız. Ömrümüz hiçbirşey anlamaya yetmiyor.

Çok utanıyorum. Ne yaptım da dünyaya ve insan bedenine tıkıldım, bilemiyorum. 

Laboranttan af diliyorum.

Beni burdan çıkarın!

14 Comments:

  1. Must. said...
    Eklediğin kısa film, tokat gibi. Yere savrulan dişlerimi topluyorum.
    Hich said...
    :) nasıl da gerçek değil mi.. :/
    Kerry-Gone said...
    En tepedekinin umrumda olmadığı, merakımı bir tarafa attığım, sadece çimlerin üzerine yatıp kayan bulutları izlediğim, gelinciklerin üzerinde vızıldayan arı ve gövenlerin yarattığı tatlı tedirginliğin olduğu, beni delirten, beni umursamayan, beni kabul eden bir dünyanın varlığına inandığım sürece senin duyduğun bu kaygıları duymaktan uzağım. Ha, o dünyanın varlığına inanıyor muyum? Tabii ki inanmıyorum. İnanmak istiyorum sadece...

    İnsanın kendi bedenini, yapabileceklerini hakir görmesi ve yapamayacaklarına odaklanmasıyla ilgili fikirlerine karşı çıkamayacağım. Hayal etmek güzel bir şey... Başkalarının hayalleriyle yaşamak da güzel aslında... Güneşin altında yeni hiç bir şey olmadığını kabullendikten sonra her şey daha kolay... Kolaylık her şey mi? Hayır?!
    Hich said...
    "Güneşin altında yeni hiç bir şey olmadığını kabullendikten sonra her şey daha kolay"

    gerçek bir pesimist optimizm! en sevdiğimden. kolaylık da değil üstelik, en zoru böyle deyip yaşayabilmek.

    bazen fillere benziyor bulutlar bu ara. varlığı su götürmez bir dünyanın bulutları. varlığına inanmadığım dünya klavyenin ve paranın ve makyajın ve markanın ve sözcüklerin olduğu dünya benim. inanmak isetmiyorum ama görüyorum. işler değişti;
    gördüğümüze mi inanacağız inandığımızı mı görüyoruz...
    Kerry-Gone said...
    Gördüğümüze değil, yavaş yavaş öldüğümüze inanırsak geçirdiğimiz her dakikanın tadını çıkarmak adına daha çok çaba gösterebileceğimize inanıyorum. İnanılanın göründüğünü kabul edeceğimiz bir dünyada yaşayacağımız zahiri mutlulukları düşünmek bile beni mutlu ediyor. Mutluluğun mutlak gerçeğinin, zahiri ve geçici olmasından sebeplenmesi ise merak uyandırıcı apayrı bir olgu...

    Bunları yazarken biraz düşündüm ve Mutlu insanların hikayelerinin olmayacağından bir kere daha emin oldum. Bu da beni mutlu etti. Hikayesizim?!
    Hich said...
    way anasını! demek mutlusun ve hikayesizsin? ve demek mutluluğun mutlak bir gerçeği var ve sen zahiri ve geçici de olsa ardışık mutluluklar yaşayarak kendini "mutlu" tanımlayabiliyorsun... kendi bloğuna yazdıkların pek öyle demiyor ama :)) hihi ;)
    Anikid said...
    Cevab verememişim?! -_-'
    Hich said...
    :) ama gidip yeni bloglar yapmışsın, birbirinden neşeli:) ahah. takipteyim;)
    Kamil Konyali said...

    Mavi hap mı , kırmızı olan mı ?Seçmekte özgürsün...Kırmızı içip düzen içinde düzülmeye devam edebilirsin , şikayet etsen de ; ya da mavi yi seçersin...Mekan aynıdır , insanlarda ama birşeyler değişir o zaman , içince...Ka-Os artık sana daha normal gelir , pislikler sanki daha az pisdir ilginç bir biçimde ...Bedeninden çıkıp özgürleşebildiğini ilk duyumsadığında mavi hapı içmenin ne demek olduğunu daha iyi anlarsın...Boş ver düşünmeyi iç şu hapı
    Hich said...
    o dediğin özgürleşmeyi duyumsamak için çok çeşitli haplar içtim ama hiçbiri işe yaramadı:) Elinde varsa öyle bir mavi hap hemen yutayım... formulünü verirsen ben evde yapmaya da çalışabilirim;)
    Kamil Konyali said...

    Olmaz mı tarifi bile var , bi çitmik kırmızı biber , azıcık yılan kuyruğu , bi nefes ejderha alevi :P
    Şaka bi yana kırmıız hap da ,mavi hap da içinde sen onu çoktan içtin bence :) Sırada mavi hapın kana karışması için yapman gerekenler var...ki okuduklarıma bakılırsa sen onu yapmaya başlamışsın gibi görünüyor.Gerisi sadece zamana kalmış zaten , uyanış da karşında ki kapıyı aralayıp ışığı bi kere gördün mü zaten artık geriye dönemezsin derler tek çaren ışığa doğru gitmek.Mavi hap da zaten o "yol" da , hatta "Yol" un kendisi belki de :)
    Must Chanel said...
    Tek yapman gereken kaçmak. Arkana bakmadan her şeyi geride bırakıp, bu ülkeden kaçmak ve yeni şeyler keşfetmek. Hep içimden geçer ama hiç cesaret edemem!

    Sevgiler.
    Hich said...
    Must Chanel, kaçtığım yerde yaşamın yavşaklığı olmayacak mı? bütün bunları bu ülkeden iğrendiğim için yazdığımı mı düşündün? ülkeler üstü bir iğrençlik bu:)
    Must Chanel said...
    Başka bir ülkeye gidip yaşamanı kastetmemiştim. :) Hiçbir şeyinle kaç ve dünya senin olsun. Bir yere ait olma. En büyük hayalim. :)

Post a Comment




 

Blogger Template | Created by Adam Every