Çeşitli sabunlar var banyomda; yasemin, portakal, bir de bilemediğim şu sabun; kokusu ucuz Rus şekerlerine benziyor, küçükken yemiştim. İşte onunla kendimi ovalıyorum, kokusu yayılıyor, gözlerim dalıyor. Su buharı ne güzel, bugün göğsüme yerleştirdiğin buzu çözüyor. Buzu daha sonra anlatırım, banyom bitsin.


Sabunla işim bitince, saçlarımı kremliyorum, uçlarını. Diplerini kremlersen yapışır kalır, o yüzden uçlarını. Sonra parmaklarımla tarayıp, yıkıyorum. Şimdi sıra saç yağında. Hint yağı, badem yağı, zeytin yağı, defne yağı bir şişede karıştırılır, içine biraz da jojoba, menekşe, biberiye yağları eklenir. Saçlar ıslakken uçlara uygulanır. Uçları severim.


Artık çıkıyorum. Bornoza bürünüp, kendimi yatağa atıyorum. Bakıyorum, göğsümdeki buz biraz erimiş, birazı hala duruyor. Alnım endişeyle kırışıyor, kaşlarım kalkıyor; dişlerimi sıkıyor, yatağın ortasına kıvrılıyorum.

Buz...

Çünkü bazen, gözümün içine bakarken, kaldırıp kendini başka bir yere koyuyorsun. Öyle birdenbire, başka bir diyara -belki de paralel hatlı başka boktan bir evrene- geçiveriyorsun. Ya da başka bakışların hayaline dalıyorsun, başka gözlerin, nereden bileyim.

O zaman tutuyorum elini, bir yere gitmeyesin diye. Elin Berlin metroları gibi, nemli ve soğuk. Karanlık basıyor aniden bakışlarına, göz bebeklerin geri çekiliyor, bana odaklanıyor, soruyor: ne var?.. (Ne var? Neden böldün? Neden elimi tuttun, beni tutamayacağını bile bile.)

Sen öyle bakınca ben kayboluyorum, kimbilir hangi şehrin, sidik kokan bir yeraltı tünelinde. Elimi elinden biraz çekiyorum ama büsbütün çekemiyorum. Çünkü utanıyorum, hepten çekersem tutarsız görünmekten. Tutarsızım da bir bakıma -seni tutamayacağımı bile bile-.

Sırtım ürperiyor, biri buzla şaka yapıyor.

Buz...

Kolum uyuşmuş, ne güzel. Bütün vücudumun böyle uyuşması için üstüne kimin yatması gerekir? İğneleniyor! Ah! Hep bir junk gibi ölmek istemişimdir. Tuvalet köşesinde, pislik içinde.

Diğer tarafıma dönüyorum, buz hala orada. Belki de hasta oluyorum. Hasta olmak istiyorum. Bozuk ve ölüme yakın olmak. Şimdi, belki çıplak ayaklarım, ıslak saçlarımla balkonda beklerim bir süre, ateşim çıkar. Evet belkide en iyisi hasta olmak. Böylece buzlar erir ateşimle.

4 Comments:

  1. Özgür Ceren Can said...
    tırnaklarına en sevdiğin renk ojeyi sür bebeğim, bir şeyciğin kalmaz :D
    Hich said...
    hıhığ:)
    OAS said...
    anti space olamsaydı - space de olmazdı ha?
    Hich said...
    Olmazdı bebeğim... der yin und die yang:)

Post a Comment




 

Blogger Template | Created by Adam Every