Jell-o sea

Bu hikayedeki bütün karakterler ve olaylar kurgudur. Çok önceden yazılmış bir gençlik bunalımıdır.

İlk satırlar şöyle:
"ağlaya ağlaya ölmek istedim. ağlamak insanı öldürebilse keşke. gücümün tek yettiği, ağlamak, düşünmek, üzülmek tekrar ağlamak."
Sevgilisinin hayatında başka biri var. Bunu anlayınca böyle kendinden vazgeçmiş kitabın kahramanı. Devam ediyor:
"...şimdi onun beli ince mi, kolları sıcak mı, sevişirken iyi mi, benim kadar özverili mi, akıllı mı, eğitimli mi bilmiyorum. tek bildiğim onu da sevdiğin. artık sana baktığımda yalnız seni değil onu da düşünüyor, onu da duyumsuyorum. şimdi sen iki kişilik bir varoluşsun gözümde, o yüzden büyüyüp şiştin, ve kalbim bu halinle seni sevmeye yetişmiyor. o yüzden kah senden iğreniyorum kah tapıyorum."
Ve;
"... Kırklı yaşlarındaki kadınlar orta yaş bunalımıyla kendilerini aldatan kocaları için, evliyiz, evine döner nasılsa deyip, bağırlarına taş basarak oturur beklerler. ben bu yaşımda bunu yaşıyorum. evli değiliz, belli ki olmayacağız da, ve belki de  sandığımdan daha önemsizim hayatında; ayrılacağız. ama seni bırakamıyorum. şimdi "başka kadın" düşüncesinin zehriyle oradan buradan fırlayan yılansı kuruntularımı susturmam ve kendimi avutmam gerekiyor. şimdi bütün düşüncelerimi, değerlerimi, bakış açımı ve duygularımı tekrar tekrar yenmem, her seferinde boğazımı, gözlerimi kanatarak kendimi yutmam gerekiyor. rehabilite eden onlarca tekniğin ve tam randıman kullandığımın mantığımın desteğiyle inşa ettiğim taze bakış açılarım, sana yaklaşımlarım tek bir zehirli düşünceyle altlarında dinamit patlamış gibi yıkılıyor. mesela "ertesi gün evinde gördüğüm o balon kadehlerle şarap içerken onun da gözlerinin içine baktın mı?" ya da  "kirli çamaşırlarının arasında bulduğum o kadın çorabı kaç gündür oradaydı,çorabın sahibi ne kadar süreyle çıplak kaldı?" ve yahut "kanepede bulduğum saçlar tabi ki bana ait değildi, neden hemen geçiştirdim ki"gibi düşünceler bunlar. zehirleri midemde toplanıyor. yemek yiyemiyorum. açlıktan halsiz düştükçe özgüvenim de düşüyor. ben artık aç, çaresiz ve öfkeli bir fırtınayım."
Ve;
"...sokakta gördüğüm her güzel kızın O olabileceğini düşünüyorum. her neşeli kadın kahkası yüreğimi yakıyor. ya O da böyle gülüp aklını başından alıyorsa! bensiz yaşadığın güzellikleri çağrıştırdıklarından bakmaktan keyif aldığım her güzel nesne, manzara ya da kadın, düşmanım oldular. sana söylediğim  her aşk sözcüğünden tiksiniyorum, O'nun da sana söylemiş olma ihtimali var. mesela ayaklarına methiyeler düzmüş, dudaklarını övmüş, boynundaki bene ilan-ı aşk etmiş olabilir. senin söylediğin her aşk sözcüğünden de tiksiniyorum. O'na da söylemişsindir diye... bulantım öyle büyüdü ki; dokunduğum herşeyi, daktilomu, ekmeği, saçlarımı, ellerini yutarak ilerleyen bir hortum oldu; yıkıcı, öfkeli ama ortasında çöl kadar sessiz..."

"...beni sana çeken mıknatısın gücünü sonlandırmaya muktedir değilim galiba ama neyse ki kendimi sonladırmaya kudretim her zaman olacak.hayatım ve kafam bu kadar karışmışken, bir köşede ağlamaktan başka yapacak daha iyi şeylerin olduğu gibi pis bir umuda kapılmam ne kötü; işleri sadece daha da karıştırıyor. oysa saltık bir umutsuzluğa erinceye kadar şu acıyı çekip bitirsem, yani bir nevi kendimi sonlandırsam; ölsem, belki yeniden dirilirim. O zaman ayağa kalkar, bir daha da fani aşk gibi aptalca bir işe kalkışmadan, yaşamı ağzının kenarındaki çikolatalı dondurmanın izlerine aldırmadan koşup oynayan bir çocuğun anlayışıyla yaşayacak dermanı bulabilirim. bu da pis bir umut tabi, ama en azından içinde ölüm var."

"halen, şu yarı umutlu yarı umutsuz halimle, kendime işkencelerin en büyüğünü yapıyor, bütün dikenlerine rağmen seni içimde taşıyorum. iç organlarım kanıyor ve iç dünyam." 

Bunları okuyunca ürperdim. Kadın duygularını süzüp sözcüklere çevirmiş. Keşke ben de yapabilseydim. Benim dilim bir kütük kadar kalın ve kıymıklıdır, iki lafı bir araya getiremem. Getirebilsem Koray'a bütün şüphelerimi onu tiksindirmeden sorabilir, meraktan kuruyan yüreğime su serperdim. Ama yapamıyorum. Ben bir kaybedenim, o nu da kaybedeceğim.

Gözlerim yoruldu, Anna'nın hikayesine daha sonra devam etmek üzere kitabı kapatıp uyudum.

Ertesi sabah kararlılıkla giyinip kuşandım, okula gittim. Dersleri dinlemek için olağanüstü bir gayret gösterdim. Ders aralarında yaşamaktan zevk alan varlıkların gülüşmelerine katılmaya çalıştım. Kendimi kutluyorum, oldukça iradeli davrandım. Ama becerikli değildim. Hiç becerikli olmadım. Hiç resim çizemem, ensturman çalamam, beden eğitimi derslerinde kimse beni takımına seçmek istemez. Tek iyi olduğum konu yaşamdan itinayla nefret etmek sanırım. Nefes almaktan mesela, kimse benim gibi nefret edemez.

Eve dönüp odama kapandım. İnternette Koray hakkında delil toplamaya çalıştım. Facebook sayfasında dolandım. Arkadaşlarını gizlemiş, kimseyi göremedim. yakın arkadaşlarının arkadaş listelerinden olası kızlara baktım. Ne güzel kızlar var! Ne havalı ne hoşlar. Hepsi olabilir. Anna'nın dediği gibi, gördüğüm her güzel kız yüreğimi yaktı. İğrenip kapattım bilgisayarı. Biraz tatlı yemeliyim.

Gece geç saatte Koray'ı aradım. Açmadı. Yarım saat sonra tekrar aradım, açmadı. Kesin evinde bir kız var işte, başka delil aramaya gerek var mı? Karnımdan boynuma oradan gözlerime yükselen bir sızı sonunda beni ağlattı. Öylece uyumuşum.

Sabah şişmiş gözler, patlamış bir burun ve dağınık saçlarla aynaya bakınca okula gitmemem gerektiğini anladım. Bu halde ortalıkta dolaşırsam, hele ki onunla karşılaşırsam nasıl davranacağımı bilemem, muhtemelen saçmalarım.

Kahvaltı niyetine bir dilim kızarmış ekmeği kemirip en büyük kupamla koyu bir kahve içtim. Kitaba dönmek istiyordum; şu anda bana en yakın insan Anna'ydı.

Sayfalar beni hemen içine aldı. Anna, sevgilisi Dan'in iş yerindeki bir sekreter kızla okul arkadaşı olduğundan sekretere utana sıkıla Dan'in son zamanlarda kimlerle görüştüğünü, sıradışı birşeyler olup olmadığını soruyor. Kız da Anna'ya uzun boylu bir kadının  ofise iki kez ziyarete geldiğini söylüyor. Anna kıza bütün detayları anlattırıyor ve Dan'i takip etmesi gerektiğini düşünerek oradan ayrılıyor.

"Uzun boylu olması beni sevindirdi. Çünkü kısa boylu kadınlar daha oynaktır. Sevimli ve sıcaktırlar. Kalbini daha kolay ısıtır, seni kendilerine daha kısa sürede bağlarlar. Bu durumda daha oynak, sevimli ve sıcak olan ben oluyorum. Bu iyi haber.İnce bir kadın olması da iyi; şöyle iri göğüslü, yuvarlak popolu bir kadın olsa başedemezdim. Bilirsin tahta göğüslüyümdür. Sanırım hep aynı tür kadınlardan hoşlanıyorsun. Ne sıkıcı..."

Keşke ben de bilsem rakibim kısa mı uzun mu. Benden güzel olduğu kesin. Bak hala geri aramadı. Anna, yardım et.

"Benimle sevişirken bakabileceğim en derin noktasına bakıyorum gözünün. Kaçırmıyorsun. Anlamıyorum. Ona da böyle bakabiliyor musun?"

Burada durdum. Koray'a duyduğum özlem ateş gibi sıçradı tepeme. Hemen aradım. Uzun uzun çaldı. Sonunda cevap geldi:
-Aloo
-Merhaba tatlım, nasılsın?
-İyiyim tatlım. dün aramışsın, uyuyordum.
(gece 11:30'da mı?)
- Hm, tamam tatlım. Özledim görüşelim mi bugün?
-Benim biraz işlerim var ama akşam 8 civarı boş olurum. Uygun mu?
(evet!!!)
- Uygun. O zaman bekliyorum 8'de. Bay bay.

Ne olursa olsun, o benim sevgilim, ona aşığım ben. Ne isterse yaparım. Yeterki benim olsun. Böyle düşündükten sonra ağladım. Kalkıp duş aldım. Giyeceklerime karar verdim -yaklaşık 1 saat boyunca. Sonra da internette dedektifliğe koyuldum. Korayın yakın arkadaşlarının arkadaş listelerindeki taramamı sürdürdüm. Görebildiğim kadarıyla bütün ihtimal taşıyan kızların profillerini inceledim, arkadaş listesi görünenlerde Koray'ı arattım. Evli olmayan, yanında bir erkek ile profil resmi olmayan, Şanlıurfa'da ya da Duisburg'ta falan oturmayan kızlardı bunlar.Birkaçı Koray'la da arkadaştı onları not aldım. Sonra  da bu yakın arkadaşların fotoğraflarını inceledim. Birinin geçen sene yazın Bodrum'da çekilmiş bir fotoğrafında Koray'ın yanısıra Hande diye bir kızda etiketlenmişti. Kanım dondu. Bu kızın profiline bakmış ve Koray'ın adını bulmuştum. Hemen sahte bir hesap açıp kızla arkadaş olmaya giriştim.

Sahte hesap açmak oldukça zor bir işmiş. Herkes seni kabul etmiyor, üstelik Facebook belli bir sayıda arkadaş davetine izin veriyor. Bir de baktım saat 7 olmuş. Hemen giyinip süslendim.

O gece birlikte yemek yerken Koray için, tıpkı Anna gibi, hem nefret hem aşk duyuyordum. Canım sevgilimin yüzünü öperken bir anda Hande'nin profilinde gördüğüm resmi gözümün ününe geliyor, Koray'ı itmek sonra da ağlamak istiyordum. Sevişip, uyuduk. Sabah erkenden gitti. Evde yalnızdım.

Hemen bilgisayarına dadandım. Ama açamadım, şifreliydi. Hüsranla ortalığı kolaçan ettim. Bir toka, bir krem, bir çorap aradım. Bulamadım. Bir yandan geri gelmesinden duyduğum korku bir yandan da karşılaşabileceğim delillerin heyecanıyla titreyerek çekmecelerine baktım. Hiç birşey yoktu. Evden çıktım.

Okula gitmedim. Eve bilgisayarımın başına koştum. Sahte Facebook hesabıma onlarca arkadaş ekledim. Sanırım artık hazırdım. Hande'ye arkadaşlık teklifi yolladım. Beklemeye başladım. On dakikada bir, sayfayı yenileyerek bekledim, bekledim. Yemek yedim, duş aldım, bekledim. Saatler geçti, cevap gelmedi. Belki de hiç gelmeyecekti. Yakın arkadaşım Selin aradı. Durumu anlattım. "Ben de bir sahte hesap var" dedi. Ah şu kadınlar; aşk sahnelerinde zevkler bir, acılar bir, tecrübeler bir, aktörler farklı. Hemen Selin'in hesabından da bir teklif yolladım Hande'ye. Selin'in hesabı erkekmiş hem de üç ortak arkadaşları var; bir şehir haberleri organizasyonu, bir barmen, bir de evli bir kız. Yarım saat içinde kabul geldi. Bütün organlarım taş kesildi. Yutkunamadım.

Hande'nin profilinden çok da akıllı bir kız olmadığı, basit bir üniversiteyi paralı bitirdiği, zengin ama taşralı bir ailenin  kızı olduğu anlaşılıyordu. Fotoğraflarından uzun ve ince bir vücut ile ortalama basit, hatta biraz da çirkince bir yüz seçiliyordu. Kafam bir böğürtlen çalısı kadar karıştı. Nasıl oluyordu da Koray bu benden az, benden eksik kızla beni aldatabiliyordu? Ne zamandan beri bu böyleydi?

Kafamı toplamaya çalıştım. Herşey bir arkadaşımın Koray'ı bir kızla elele Tunalı Hilmi de yürürken gördüğünü söylemesiyle, yani yaklaşık 6 hafta önce başlamıştı. Şimdi, bir, kesin biliyorduk ki Koray beni aldatıyordu, iki, o kız yüksek ihtimalle Hande idi. Nitekim sayfasında  Koray'dan kendisine bırakılmış bir duvar iletisi de vardı: "İyi ki doğdun bebeğim" Bebeğim mi? Bebeğim ha?

İğrendim, iğrendim ve kustum. Bağırdım, ağladım, uyukladım, ağladım. Anna, ne yapacaksan yap, bana yol göster! 

Okumak çok zor gelse de Anna'ya döndüm. Onun için işler çözülmeye başlamıştı. Dan'i işten sonra takip etmiş, Ritz Hotel'in lobisinde uzun kadınla kahve içerken görmüş, dünyası kararıp eve dönmüştü.
"Ritz'in bir odasına çıkacak mısınız diye bekleyemezdim sevgilim. sonrasında kendimi tutamayıp kapınızın önünde zevk iniltilerinizi dinlemekten korktum."

Ah, Anna. Ben de takip etmeliyim sanırım. Ama arabam yok.

"Artık kendimi iyi hissediyorum. Kadın beş para etmez, sense kuruş etmezsin. Bence birbirinize çok uygunsunuz. Zavallı uzun kadın bana sarfettiğin aşk sözcüklerini, verdiğin sözleri duymak istermi acaba? Bir kadın olarak görevim hemcinsimi korumak olmalı. Yeter bu erkek milletinden çektiğimiz."
Anna böyle düşünüp, Uzun bacaklı kadının izini sürmeye başladı. Onu buldu ve tanıştı. Ama hiçbirşey söylemedi. Hiç birşey. Ben onun yerinde olsam kızı yerlerde sürüklerdim. Ama belki de haklıdır. Dur bakalım ben şu Hande'ye bir mesaj atayım: "Selam, fotoğrafında gördüğüm şu harika köpekten istiyorum. Var mı alabileceğim tanıdık?". Gönderdim. Ertesi gün cevap geldi. ":) eğer ciddiysen bakarız. Ankara'da mısın?"
"Evet, yeni taşındım İstanbuldan, biraz yabancısıyım. Köpeği gerçekten isterim. MSN var mı?"

MSN üzerinden sohbet etmeye başladık Hande'yle. Hakkkında Google'dan ve diğer paylaşım sitelerinden bulduğum bütün bilgileri koz olarak kullandım: "bayılırım Amsterdam'a, her sene gider 1 hafta kalırım" "sence de nükleer santral korkunç değil mi?" Bu böyle 2 hafta sürdü. Bu arada ben Koray'la beraber oluyor, hiç birşey yokmuş gibi davranıyor hatta olağan halimden çok daha sevimli, anlayışlı ve tatlı sözlü bir halde sunuyordum kendimi ona. Halinden memnundu, beni daha sık arıyordu.

2 haftanın sonunda benden iyiden iyiye hoşlanmaya başlayan Hande neden bir fotoğrafımın olmadığını sormayı akıl etti. Önce gizem iyidir gibi birşeyler zırvaladım. Ama kafamda kurmaya başladığım planımı gerçekleştirmek için bu konuya bir çözüm getirmem gerektiğini anladım. Çocukluk arkadaşım, bir dediğimi iki etmeyen, bana hep abilik taslasa da aramızdan su sızmayan arkadaşım Kemal geldi aklıma. Hemen yakışıklı bir fotoğrafını Hande'ye yolladım. Hande iltifatlar yağdırdı. Bilmukabele ben de.

Bu arada okula gitmiyor, evde ya MSN'de Hande'yle konuşuyor ya Anna'yı dikkatle izliyor ya da Koray'la buluşuyordum. Biz ve Anna bir kişi, Koray ve Hande diğer kişi gibiydi. Anna ağlamayı bırakmıştı. İntikam planları kuruyordu, tabi ben de.

"Uzun, bugün beni aradı. Birlikte kahve içmek istediğini canının sıkkın olduğunu söyledi. Hemen buluştuk. Ona Ritz'e gitmeyi önerdim, tabi ki reddetti. Basit bir kafede kahvelerimizi içerken bana hayatında bir buçuk senedir birinin olduğunu, ancak onunla işlerin düşündüğü gitmediğini, sevgilisinin evlenmeye yanaşmadığını anlattı. Dan, sevgilim, biliyorum benimle evleneceksin."

Burada Anna'ya öfkelendim. Dan'e hala bu kadar umutla bakabilmesi beni çileden çıkardı. Ama okumayı sürdürünce anladım ki Anna artık yalnızca bir kalp ve bir beyinden ibaret varoluşunda, yorulan beyni her duygusunu sağlıklı biçimde rafine edemediğinden böyle boşlukları vardı. Ama benim olmayacaktı.

"Uzun'a üzülmekte haklı olduğunu, bu işlerin ciddiye alınması gerektiğini, evlilik için ısrar etmesini öğütledim. Dinledi, süslü laflarımdan etkilendi. Ayrıldık."

Anna hikayesinde birkaç hafta yalnız kalıyor. Dan sözde iş seyahatlerine çıkıyor ve geri döndüğünde hediyler, öpücekler, tatlı sözlerle Anna'yı kucaklıyordu. Aşklarının tekrar canlandığını hisseden Anna, aynı benim yaptığım gibi, yumuşak huylu, tatlı, cazibeli bir kadını oynuyordu.

Nihayet bugün Koray ile ben de hiç olmadığımız kadar iyiydik. Başını dizlerime yatırıp dakikalarca bacaklarımı okşadı. Gülüştük, konuştuk, film izleyip yattık. Ama siz benim, intikamın soğuk elleri beni her gece yatağımda okşarken Koray'a, gösterdiğimin yarısı kadar bile aşık olmadığımı tahmin edersiniz. İntikam planımı bu haftasonu gerçekleştireceğimi düşünürek sabahı zor ettim.

Eve geldiğimde kahvemi yanıma koyup işe koyuldum. Zavallı Hande yine çevrimiçiydi. Hemen selam verdim:
-Merhaba bebeğim
-Selaam
-Bugün nasıl bakalım prensesim?
-iyiyim, çok sıkılıyorum
(ve saire)
- Haftasonu işin var mı?
- Bilmem
- Cumartesi günü benimle buluşup birşeyler içmek ister misin prenses?
- :) bilmem, olabilir.
(Olabilir demek, sanki bu anı iple çekmedin kaltak!)
-Tamam o zaman 9 gibi Pano'da buluşalım mı?
- Ok, buluşalım.
-Şimdi çıkıyorum bebeğim, seni görmek, tanımak için deli gibi sabırsızım:)
- hihi, ben de öyle. Bay bay.

Nihayet bu dandik MSN yazışmalarımızın bir sonu geldiği için mutluyum. Hemen Kemal'i aradım.
-Kemal, merhaba, senden birşey isteyeceğim.
-Hayırdır kanka, ne oldu?
- Birşey sorma Kemal, hepsini daha sonra anlatacağım. Ama şimdi sana bir kızla sahte bir kimlikle yaptığım sohbet günlüklerini yolluyorum. Onları oku, bu kız hakkında bilgin olsun. Onunla Cumartesi, yani yarın saat 9'da Pano'da buluşup bu sahte kimlik senmişsin gibi davranacaksın. Sana sormadan adını verdim, resmini yolladım. Biliyorum kızacaksın bana ama, hikayeyi anlatınca bana hak vereceğinden eminim.
-Kanka ne diyorsun sen?

Kemal, konuyu iyice anlayana kadar onlarca soru sordu, biraz mızırdandı ama sonunda kabul etti. Hem belki bu işten o da nasiplenir, eve atacağı bir kız böylece ayağına gelmiş olurdu.

Bu işi hallettikten sonra rahatça ayaklarımı uzatıp Anna'yı okudum.

"...Uzun'la sık sık görüşüyoruz sevgilim. Yatağınıza kadar girdim bilesin. Hani sen hoşlanmazdın oral seksten? Demek benim ağzımmış problem olan. Neyse sevgilim, öğreniyorum ki Uzun seni, sen Uzun'u çok bunaltıyorsunuz. Sen koynumda rahatlıyorsun ama onun kimsesi yok. Bak anne babasını da geçen yıl bir kazada kaybetmiş. Ne zalimsin sevgilim, sen yok musun!.."

"... Uzun bugün bana her zamankinden farklı göründü. Yüzünde tanımsız bir karanlık vardı, ellerinden damarları fırlamış, sanki gövdesi küçülmüştü. Kafası karışık, algısı bulanıktı. Depresyonun dibine vurduğunu anladım. Artık benimle dertleşmek de ona fayda vermiyor, çaresizlikten kıvranıyor zavallı. Bana bulaşırsanız böyle olur sevgilim, bana bulaşırsanız olacak bu."

Anna güncesine beni şaşırtan öfke dolu sözlerle devam ediyor. Bu kadının ne istediğini anlayamıyorum bir türlü. Kah Uzun'a yakınlık duyuyor kah Dan'e. Karanlık ve delice sözler ediyor:

"varoluşun amaçsızlığı bir karadelik gibi beni yutuyor. Neden yaşıyorum ki ben? Bunca çabam kim için? Senin için mi Dan? Beni üç kuruşluk kadınlarla aldatan, kendinden bi haber, karaktersiz bir kımıl zararlısın sen."

Kitabın son sayfasına geldim, bir kahve daha alıp, göreceğim sondan endişe ederek okumaya koyuluyorum:

"Beklediğim oldu sevgilim. Aylardır çektiğim ızdırap sona erdi ve bugün beklediğim oldu. Uzun artık yok. Bir daha hayatına giremeyecek. Artık benimsin. Uzun gitmiş. Evinin penceresinden sonsuzluğa atlamış. Bugün evini aradığımda yardımcısı olan kadın söyledi. Cesedini dün akşamüzeri bulmuşlar. Artık benim misin Dan? Benim misin?"

Anna'nın bu çıldırmış sonunu okuyunca kalakaldım. Ben de böyle çıldırıyor muyum? Hayır, benim planım daha basit. Göreceksiniz, ben aklı salim birisiyim.

Cumartesi günü bütün günü evde dizdize geçirdikten sonra, akşam sekiz buçukta, Koray'a evde bunaldığımı, biraz çıkmak, şarap içmek istediğimi söyledim. Artık bir dediğimi iki etmeyen sevgilim, beni hemen istediğim yere götürecekti. Giyindik kuşandık, elele Pano'ya girdik. Saat on civarıydı. Gözlerimle tarayıp Hande ve Kemal'in masasını tespit ettim. Kemal dersine çalışmış görünüyordu; muhabbet koyuydu. Hatta yanyana duran gövdeleri oldukça flörtöz sinyaller veriyordu. Suratımda koca bir gülümsemeyle Koray'a iyice sokuldum ve "A, sevgilim bak Kemal, hadi gidip bir selam verelim." Masalarına yaklaşırken Hande Koray'ı gördü. Yüz hatlarından paniğe kapıldığını anlamak güç değildi. Koray'a göz ucuyla baktım; alnı kırışmış, yüzü öfkeyle kararmıştı. Yanlarına varınca, "Kemal, canım kankam, ne zamandır görüşmüyorduk. Kim bu güzel? Sen hiç boş durmaz mısın" dedim. Sonra da Hande'ye uzanıp ekledim: "Merhaba ben Anna, bu da sevgilim Koray".

7 Comments:

  1. Hich said...
    öf çok uzun lan... okumaya değmez, bence okuma! :S
    g. said...
    mesela,
    kurgu olarak kalmasaydıda " ben anna buda sevgilim kerim" deseydin hülya'ya. Anna dökülürken dudaklarından hissedeceklerini düşündüm, çogelenceli geldi. o an intikam bitiyor, hilal'in yada Kazım'ın bi anlamı kalmıyor. ne yaptım ben hissi.hikaye olabilecek birşeyi yapmış olmanın keyfi.
    kim bilir...

    bence kısa olmuş, en merak ettiğim yerinde kalmış ya, herşeyde okuyucuya bırakılmasa hani.
    Hich said...
    Okuyucumu neden küçümseyeyim ki, baksana işte ne güzel çıkarsamalar yapmış. Akıllıdır benim okuyucum, dikkatli ve empatiktir:)

    Evet, kurgu olarak kalmasaydı, ben gerçek hayatta bunları yapsaydım... o zaman tam da o deliliğini kabul etmiş, onunla birlikte yaşayan insanlardan olmazmıydım:) O mertebeye de az kaldı bence. Yeterki biraz daha güç toplayayım. ;)
    g. said...
    peki madem :)heyecanla bekliyoruz. birbirinizi besliyorsunuz, herbirliktelikgibi arada çekip gidiyor, özleniyor, mutlu ediyor. birlikte yaşanabilecek şeylerden biri gibi gerçekten.. aşk yalnız gelmiyor demek ki sevgilisinide yanında getiriyor, gittiğinde ise sevgilisi üstümüze kalıyor(ona bakacak gücü topladığımızda).

    kn.: uvaa! okuyucuların iyiymiş,bende isterdim; tersinir bi uzayda elbette, yazarlar okuyucularını okuma yeteneklerine göre seçebilme, algısını ve empatisi ölçme hakkına sahip olsa dimi. aslında durum ki okuyucunuz olabilmek için cv göndermeliyim sanırım...
    hmm.. öyle olmalı, ilginç olurdu..
    Hich said...
    sen de iyi okuyucular isterdin demek. bir de nerede yazdığını görebilsem, belki bi cv de ben yollardım okuyucu adaylığı için :)
    Gorgonthalas said...
    ya dimi, değişik ve garip numarası yapıyordum oysa. bu şekilde olunca gerçekmişim gibi oluyor, çekiniyorum yorum yazmaktan.

    herkes yazabilir ama herkesin okunabileceğini sanmıyorum. ben okunabilirlerden olduğumu da sanmıyorum.

    ama cv ilginç şey değerlendirelim ve birlikte çalışıp çalışamayacağımızı görelim dimi :)

    hmm.. imha eder mi bu yazı kendi kendini ki acaba?
    Hich said...
    :)) imha edememiş...
    kişisel alıntısı "its a good day to die!" olan biri okunmak için idealdir bence... Yani, beni bu pozisyon için uygun görürseniz, kendime ve girişime çok şey katacağıma inanıyorum :)

Post a Comment




 

Blogger Template | Created by Adam Every